YARGITAY HGK – Temyiz Aşamasında Dava Konusu Borcu Söndüren Nitelikte Bir Belge Verilmişse

T.C.

YARGITAY

Hukuk GenelKurulu

2017/2097 E.

2017/894 K.

03/05/2017


Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Karaman İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 12.02.2013 gün ve 2011/192 E., 2013/121 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından temyizi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 05.11.2013 gün ve 2013/12494 E., 2013/18380 K. sayılı kararı ile;

(…1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,

2-Davacı vekili, davacının davalıya ait işyerinde çalışırken işverenin kendisine küfretmesi ve psikolojik baskı uygulaması nedeni ile iş sözleşmesini haklı sebeplerle feshettiğini, fazla mesai yaptığını, milli bayramlarda çalıştığını, yıllık izinlerini kullanmadığını, ücretlerinin ve asgari geçim indirimi alacağının ödenmediğini iddia ederek kıdem tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili davacının devamsızlık yaptığından dolayı iş sözleşmesinin feshedildiğini, davacının emeklilik nedeni ile sözleşmeyi feshettiğine dair ihtarnamesinin daha sonra gönderildiğini, iddialarının asılsız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece toplanan delillere göre davacının iş sözleşmesinin devamsızlık yapmasından dolayı işverence haklı nedenle feshedildiğini, kıdem tazminatı talep edemeyeceği, bilirkişi raporunda hesap edilen alacaklarının bulunduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davacının ücretlerinin ödenip ödenmediği ihtilaflıdır.


Davacı vekili davacının son iki yıla ait ücret ve asgari geçim indirimi alacaklarının ödenmediğini iddia ederek alacak talebinde bulunmuştur.
Bilirkişi ek hesap raporunda bordrosu sunulmayan 2008 yılı 1-2-3-6-7-9-11/12.aylar için asgari ücret üzerinden ücret ve asgari geçim indirimi hesap edilmiş ve mahkeme bu miktarın tahsiline karar vermiştir.

Davalı vekili temyiz aşamasında eksik olan bu aylara ait bodrroları sunmuş olup bunlarda davacıya atfen imza bulunmaktadır. Davalı vekiline yargılama aşamasında verilen kesin sürenin usulüne uygun olmadığı dikkate alındığında hakkı ortadan kaldıran ödeme savunması niteliğindeki bu bordrolar üzerinde durularak gerekirse ek hesap raporu alınıp bir değerlendirmeye tabi tuttulduktan sonra çıkacak sonuca göre karar verilmelidir.

O halde davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır…)

gerekçesiyle karar bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.
Davacı vekili iş sözleşmesinin müvekkili tarafından haklı nedenle feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin, fazla çalışma, genel tatil, asgari geçim indirimi ve ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili davacı işçinin iş sözleşmesinin müvekkili tarafından devamsızlık haklı nedeniyle feshedildiğinden açılan davanın yersiz olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece işçinin iş sözleşmesinin devamsızlık nedeniyle davalı işveren tarafından haklı nedenle feshedildiğinden bahisle kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin alacağı talebinin reddine, ücret, asgari geçim indirimi, fazla çalışma ve genel tatil alacaklarının kabulüne karar verilmiştir.
Taraf vekillerinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Mahkemece önceki karardaki gerekçeler doğrultusunda direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararını taraf vekilleri temyiz etmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davalı vekiline ön inceleme duruşmasında delillerini sunması için verilen kesin sürenin usulüne uygun olup olmadığı, temyiz aşamasında ibraz edilen bir kısım bordroların hakkı ortadan kaldıran belge niteliğinde kabul edilip edilmeyeceği noktalarında toplanmaktadır.
I-Hukuk Genel Kurulunda işin esası görüşülmeden önce davacı vekilinin kararı temyiz etmesinde hukuki yararının bulunup bulunmadığı ön sorun olarak incelenmiştir.
Bilindiği üzere, hukuki yarar dava şartı olduğu kadar temyiz istemi için de aranan bir şarttır.
Mahkemece verilen 12.02.2013 gün ve 2011/192 E.-2013/121 K. sayılı kararı temyiz eden davacı vekilinin tüm temyiz nedenlerinin Özel Dairece reddedildiği ve davalı temyizi yönünden davacı aleyhine bozma yapıldığı, mahkemece ilk kararda direnilmesi üzerine de direnme kararının davacı tarafça temyiz edildiği görülmekle davacı vekilinin direnme kararını temyizde hukuki yararı bulunmamaktadır.
O halde davacı vekilinin direnme hükmüne yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.
II-Davalı vekilinin temyizinin incelenmesinde;
Kural olarak, yargılama aşamasında dayanılıp sunulmayan deliller, temyiz veya karar düzeltme aşamasında sunulamazlar; sunulmuş olsalar bile, bu aşamalardaki incelemeler sırasında dikkate alınamazlar. Bu kuralın tek istisnası, dayanılıp sunulan delillin, o davaya konu borcu söndüren bir nitelik taşıması; örneğin, davaya konu borcun ödenmiş olduğunu gösteren makbuz, ibraname gibi bir belge olmasıdır.
Davanın hukuksal niteliği ve somut olayın özelliği gereği davalı, temyiz aşamasında dava konusu borcu söndüren nitelikte bir belge vermişse, bu belge üzerinde gerekli inceleme yapılmak suretiyle bir karar verilmesi gerekir. Diğer bir anlatımla, yargılama aşaması henüz tamamlanmamış ise böyle durumda, borcu itfa eden belge değerlendirmeye alınmalıdır. Gerçekten de, yargılamada davayı inkâr eden davalının savunması, borcun bulunmadığı savunmasını da kapsar. O nedenle, davalının borcun ne sebeple bulunmadığını açıklama ve iddianın aksine delillerini ikame etme hakkının ortadan kalktığından söz edilemez. Belirtilen nedenlerle, temyiz aşamasında sunulan ve borcu söndüren bir belgenin varlığı karşısında savunmanın genişletilmesi yasağından söz edilemeyeceğinin kabulü de zorunludur.
Somut olayda, 01.12.2011 tarihinde yapılan ön inceleme duruşmasına davalı vekilinin katılarak delillerini bildirmek için süre talep ettiği, bunun üzerine mahkemece davacı ve davalı yönünden ara kararlar oluşturulduğu, davalı tarafın tanıkları dahil delillerini bildirmesi için iki haftalık kesin süre verildiği ancak davalı vekili duruşmada hazır olmasına rağmen kesin sürenin sonuçlarının ihtar edilmediği görülmüştür.
Dolayısıyla davalı vekiline delillerini bildirmesi için verilen kesin sürenin usulüne uygun olmadığı görüldüğünden usulüne uygun bir kesin süre verildiğinden söz edilemez. Bunun yanında davalı vekili tarafından temyiz dilekçesi ekinde sunulan bordrolar dikkate alınarak hakkı ortadan kaldıran ödeme savunması niteliğindeki bu bordrolar üzerinde durularak gerekirse bu hususta bilirkişiden ek rapor alınıp bir değerlendirmeye tabi tutulduktan sonra soncuna göre karar verilmesi gerekmektedir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında usulüne uygun kesin süre verildiği halde davalı tarafın, verilen süre içinde elindeki belgeleri dosyaya sunmadığı, yargılama sırasında sunulmayan bir kısım ücret bordrolarını ilk defa temyiz aşamasında ibraz ettiği, 6100 sayılı HMK’nın 145. maddesi uyarınca belirtilen süreden sonra delil gösterilemeyeceği, ilk derece yargılaması sırasında verilen süre içinde elindeki belgeleri dosyaya sunmayan tarafa temyiz aşamasında belge sunmasına imkan vermenin, yargılama faaliyetini ciddiye almayanı veya yargılamayı uzatma amacını taşıyan kötüniyetli kişileri ödüllendirmek olacağı, davalının söz konusu belgeleri temyiz aşamasında sunma nedeni konusunda da herhangi bir açıklamada bulunmadığı, temyiz incelemesinde ilk derece mahkemesinden ileri sürülmeyen vakıa ve delillerin, hatta mahkemenin karar vermesinden sonra yaşanan vakıaların ileri sürülmesinin mümkün olmayıp temyiz incelemesinde tahkikat yapılamayacağı, bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği yönünde görüş bildirilmiş ise de, bu görüş yukarıda belirtilen nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
Hal böyle olunca, Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: 1-Yukarıda (I) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin, temyizde hukuki yararı bulunmadığından REDDİNE oybirliğiyle,
2-Yukarıda (II) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine oyçokluğuyla, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 03.05.2017 gününde karar verildi.

KARŞI OY
Davacı işçinin bir kısım işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesi talebiyle açtığı davada mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı işverence temyiz edilen karar, Yargıtay 7.Hukuk Dairesince davalı işveren tarafından temyiz aşamasında dosyaya sunulan ücret bordrolarının değerlendirilmesi gerektiğinden söz edilerek bozulmuştur.
Mahkemece verilen kesin süreye rağmen bordroları ibraz etmeyen davalının temyiz aşamasında sunduğu bordrolardan dolayı bozma kararı verilmesinin usule uygun düşmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Medeni usul hukukuna hakim ilkelerden birisi de taraflarca hazırlama ilkesidir. Buna göre dava malzemeleri taraflarca mahkemeye getirilmelidir. Taraflarca ileri sürülmemiş vakıalar hakim tarafından kendiliğinden araştırılamayacağı gibi, taraflarca dava dosyasına intikal ettirilmeyen delillerin mahkemece re’sen dikkate alınması ve hükme dayanak yapılması da mümkün değildir. Hakim, dava dosyasına usulüne uygun girmiş olan dava malzemesiyle sınırlı inceleme yapmakla yükümlüdür. Dava malzemelerinin mahkemeye tam olarak getirilmemesinin sorumluluğu taraflara aittir. Taraflar talep sonucunu dayandırdıkları vakıaları ispata yarayan delilleri göstermemişler ve sunmamışlarsa dava veya savunmalarını ispatlayamadıkları için davanın aleyhlerine sonuçlanması söz konusu olacaktır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119 ve 129.maddelerine göre delillerin tarafların dilekçeleri ile mahkemeye sunulması zorunludur. 6100 sayılı Kanunun 140/5.maddesine göre dilekçede belirtilmiş olup da, ellerinde bulunan ya da getirtilmesi gereken belgeleri mahkemeye sunmamışlarsa hâkim, ön inceleme duruşmasında her iki tarafa da bu eksikliğin tamamlanması için iki haftalık kesin süre verir. Verilen kesin süre içinde belgenin ibraz edilmemesi halinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilir.
Somut olayda mahkemece ön inceleme duruşmasında davacı ve davalı tarafa delillerini sunmaları için iki haftalık kesin süre verilmiştir. Ön inceleme duruşmasına katılmayan davacı taraf için ara kararda kesin sürenin sonuçları belirtilmişken, duruşmada hazır bulunan davalı vekiline kesin sürenin sonuçları ihtar edilmemiştir.
Belirtmek gerekir ki, kesin sürenin sonuçları kanunda açıkça belirtilmişse, bunun kesin süre verilen tarafa ayrıca ihtar edilmesine gerek yoktur. Aksi bir düşünce, “kanunu bilmemek mazeret sayılmaz” ilkesinin gözardı edilmesi anlamına gelir. Kaldı ki, davalı vekil aracılığıyla temsil edildiğinden kesin mehilin sonuçlarının ihtar edilmesine gerek bulunmamaktadır.
Diğer yandan, gerekmediği halde davacı taraf için kesin sürenin sonuçlarının ihtar edilmesinden hareketle eşitlik ilkesi gereği davalı tarafa da aynı muamelenin yapılması gerektiği ileri sürülemez.
İnceleme konusu olayda davalı vekiline usulüne uygun kesin süre verildiği halde davalı taraf, verilen süre içinde elindeki belgeleri dosyaya sunmamıştır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında da ibraz edilmeyen bir kısım ücret bordroları ilk defa temyiz aşamasında dosyaya sunulmuştur.
6100 sayılı Kanunun 145.maddesine göre taraflar kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.
Davalı taraf ilk derece yargılaması sırasında verilen kesin süre içinde ücret bordrolarını sunmadığı gibi, HMK.m.145 hükmünün sağladığı imkandan da yararlanmamıştır.
İlk derece yargılaması sırasında verilen süre içinde elindeki belgeleri dosyaya sunmayan tarafa temyiz aşamasında belge sunmasına imkan vermek, yargılama faaliyetini ciddiye almayanı veya yargılamayı uzatma amacını taşıyan kötüniyetli kişileri ödüllendirmek olur.
Temyiz aşamasında sunulan ödeme belgesinin dikkate alınmaması halinde alacağını tahsil ettiği halde dava açan kişinin himaye edilmiş olacağı şeklindeki görüşe de katılmak mümkün değildir. Çünkü, alacaklı olmadığı halde dava açan kişi, gizli, hileli veya gayrı meşru bir yöntemle değil, hukuki dinlenilme hakkının geçerli olduğu bir yargılama sistemi içerisinde talepte bulunmaktadır. Ayrıca, hiçbir hakkı olmadığı halde dava açan tarafla ilgili yapılacak işlem 6100 sayılı Kanunun 329.maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. Buna göre haksız dava açan taraf, yargılama giderinden başka, diğer tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan vekalet ücretinin tamamı veya bir kısmını ödemeye mahkum edilebilir. Bundan başka beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezası ile mahkum edilebilir. Bu hallere vekil sebebiyet vermişse disiplin para cezası vekil hakkında uygulanır. Somut olayda davalı taraf belgelerini süresi içinde sunarak davanın reddine karar verilmesini ve sözü edilen hükmün uygulanmasını sağlayabilirdi.
Alacaklı olmadığı halde dava açan kişinin dava hakkının olmadığı, bunun dava şartı olduğu şeklindeki görüşe de katılamıyorum. Bir kimsenin alacaklı veya borçlu olması taraf sıfatı ile ilgilidir. Taraf sıfatı ise dava şartı değildir(PEKCANITEZ, Hakan / ÖZEKES, Muhammet / AKKAN,Mine / TAŞ KORKMAZ, Hülya; Medeni Usûl Hukuku, Cilt I, 15.Bası, İstanbul, s.612). Taraf sıfatının bulunup bulunmadığı, başka bir anlatımla bir kimsenin alacaklı veya borçlu olup olmadığı mahkeme tarafından re’sen araştırılacak bir husus değildir.
Bu konuda ayrıca belirtmek gerekir ki, usul kanunlarımızda itiraz niteliğindeki belgelerin yargılamanın her aşamasında sunulabileceğine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. İtiraz niteliğindeki belgelerin usulüne uygun şekilde dosyaya ibraz edilmesi halinde mahkemece re’sen göz önünde bulundurulması gerekir. Başka bir anlatımla, usulüne uygun şekilde dosyaya sunulmuş bir ödeme belgesi sonradan tarafların gözünden kaçsa bile mahkemenin bu belgeyi re’sen dikkate alması gerekir.
Somut olayda, ilk derece yargılaması yaklaşık 2 yıl sürmüş olup, davalı taraf verilen kesin süre içinde elindeki belgeleri sunmadığı gibi, tahkikatın devamı sırasında da ibraz etmemiştir. Söz konusu belgeleri temyiz aşamasında sunma nedeni konusunda da herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Başka bir anlatımla, belgeleri temyiz aşamasında sunarken haklı görülebilecek bir mazeret ileri sürmemiştir. Mahkemenin usul ve yasaya aykırı bir işlemi bulunmamaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 2. maddesi uyarınca inceleme konusu dosya bakımından uygulanması gereken 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 437. maddesinde bozma nedenleri sayılmış olup, temyiz aşamasında sunulan delilin bozma nedeni yapılacağına dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Anılan hükme göre temyiz olunan kararın tamamen veya kısmen bozulması için; hukukun veya taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış olması, dava şartlarına aykırılık bulunması, taraflardan birinin iddiasını ispat için dayandığı delillerin kanun bir sebep olmaksızın kabul edilmemesi ve karara etki eden yargılama hatası ve eksiklilerinin bulunması gerekir. Temyiz incelemesinde, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen vakıa ve delillerin, hatta mahkemenin karar vermesinden sonra yaşanan vakıaların ileri sürülmesi mümkün değildir. Yeni vakıaların ileri sürülmesi ve bunların incelenmesi, karşı tarafın rızasına da tabi değildir. Çünkü temyiz incelemesinde tahkikat yapılamaz.
Yukarıda açıkladığım sebeplerle direnme kararının onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan, sayın Çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılamıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir