KARTEL FAİZİ – 12 BANKA KARTEL DAVASI

Bilindiği üzere Rekabet Kurumu’nca Türkiye’de faaliyet göstermekte olan 12 banka hakkında 2007-2011 tarihleri arasındaki dönemde 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesini ihlal ettikleri tespit edilmiş ve haklarında idari para cezası tesis edilmiştir.Söz konusu rapora buradan ulaşabilirsiniz.

Rekabet Kurumu’nun söz konusu kararı hakkında, Ankara 2. İdare Mahkemesi’nin 2014 / 134 E. ve 2014 / 1393 K. sayılı dosyası ile itiraz edilmiş ve ilk derece mahkemesince itiraz reddedilmiştir.Bahsi geçen red kararı Danıştay 13. Dairesi’nin 2015 / 2974 E. ve 2015 / 4612 K. sayılı kararı ile onanmıştır. Söz konusu onama kararı, işbu yazının kaleme alındığı tarih itibariyle karar düzeltme incelemesindedir.

Halk arasında Kartel Faizi Davası olarak bilinen yargılamanın idari yargı ayağı bu şekilde devam etmekte iken; tüketicileri ilgilendiren adliye boyutunda İstanbul 12. Tüketici Mahkemesi tarafından son derece detaylı bir karara imza atıldı.

Bu yazımda, Rekabet Kurumu’nun kararı ve idari yargılama boyutundan ziyade, adli yargı boyutunda tüketicilere yansımasını ve sonuçlarını incelemeye çalışacağım.Konuya ilişkin olarak, bahsi geçen bankalara yapılacak başvurular konusunda ise, “KARTEL FAİZİ VE BANKALARDAN TAHSİLİ” yazımı okumanızı tavsiye ederim.

BANKA KARTELİ NE DEMEK OLUYOR?

Kartel, kelime anlamıyla birbirinden bağımsız firmaların, daha çok kazanç elde etmek ya da başkaca firmaların rekabetlerini ortadan kaldırmak amacıyla oluşturdukları birliği ifade etmektedir.

Rekabet Kurumu tarafından verilen karar ise, 4054 Sayılı Kanun’un 4. maddesinde yer alan, piyasada doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacıyla ya da bu etkiyi doğuracak şekilde nitelikte firmalar arasında anlaşmaların yapılması, uyumlu faaliyet ve birliklerin bu tür karar ve eylemlerine yönelik yasaklara 12 banka tarafından uyulmadığının tespit edilmesi sonucunda verilmiştir.

Rekabet Kurumu’nca düzenlenen 169 sayfalık raporda 12 banka arasındaki yazışmalar ve bunlar paralelinde gerçekleştirilen faiz ve ücret düzenlemelerine ilişkin tespitlere yer verilmekte; özellikle söz konusu bankalar arasındaki yazışmalarda geçen centilmenlik anlaşmalarına vurgu yapılmaktadır.

Yani piyasadaki rekabetin korunmasına yönelik olarak, gizli kalması gereken bir takım bilgiler, 12 banka arasında paylaşılmış ve kazancın arttırılmasına yönelik olarak uyumlu hareket edilmiştir.

BAHSİ GEÇEN ÖN İKİ BANKA HANGİLERİDİR?

Rekabet Kurumu’nun incelemeye aldığı firmalar aşağıda belirtilen 12 banka olup; bunlara ek olarak Garanti Bankası’nın iştiraki olan Garanti Ödeme Sistemleri A.Ş. ve Garanti Konut Finansmanı Danışmanlık A.Ş. de inceleme kapsamında yer almıştır.

Bahsi geçen bankaları sayacak olursak;

  1. Akbank T.A.Ş.
  2. Denizbank A.Ş.
  3. Finans Bank A.Ş.
  4. HSBC Bank A.Ş.
  5. ING Bank A.Ş.
  6. Türk Ekonomi Bankası A.Ş.
  7. Türkiye Garanti Bankası A.Ş.
  8. Türkiye Halk Bankası A.Ş.
  9. Türkiye İş Bankası A.Ş.
  10. Türkiye Vakıflar Bankası A.Ş.
  11. Yapı ve Kredi Bankası A.Ş.
  12. T.C. Ziraat Bankası A.Ş.

Şeklindedir.

REKABET KURUMU KARARININ TÜKETİCİLERE YANSIMASI:

Bir tüketici tarafından İstanbul 12. Tüketici Mahkemesi’nde Vakıfbank aleyhine açılan davada,

  • 2011 yılında 75.000 TL tutarında 60 ay vadeli konut kredisi kullandığını,
  • Davalı Vakıfbank’ın da aralarında bulunduğu 12 bankanın 2007-2011 yılları arasında mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri konusunda anlaşma ve uyumlu eylem içerisinde bulunmak suretiyle 4054 Sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiklerini,
  • Buna dayalı olarak da Davalı Vakıfbank’a fazla ödeme yaptığını ve zarara uğradığını,
  • Belirtilen zararın tespiti ile tespit olunan zararın 3 katı tutarında tazminatı, kredinin kullandırıldığı tarihten itibaren işleyecek avans faizi ile tahsilini

Talep etmiştir.

Davalı Banka ise,

  • Davada tüketici mahkemesinin değil, ticaret mahkemesinin görevli olduğunu,
  • Davanın 1 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu,
  • Rekabet Kurulu kararına ilişkin idari yargıda iptal davası açıldığını ve ilk derece mahkemesinde reddedilen davalarının, Danıştayca onandığını ve söz konusu onama kararına karşı halen devam etmekte olan karar düzeltme yoluna gidildiğini, bu itibarla Kurul kararının kesinleşmesi gerektiğini;
  • Tazminat yönünden ise zarar, hukuka aykırı fiil, illiyet bağı ve kusur yönünden tazminat şartlarının oluşmadığı,

Gerekçeleri ile davanın reddini savunmuştur.

İstanbul 12. Tüketici Mahkemesi’nce yapılan inceleme neticesinde,

  1. Rekabet Kurulu kararına karşı devam etmekte olan iptal davası bekletici sorun yapılmamıştır:

Bu konuya ilişkin olarak, Yargıtay’ın 1999 ve 2005 yıllarında vermiş olduğu kararlara değinilmiştir. Söz konusu Yargıtay kararlarında, öncelikle Rekabet Kurumu’na başvuru yapılması gerektiğine veya başvuru mevcut ise bu kararın kesinleşmesinin bekletici mesele yapılması gerektiğine hükmolunmuştur. Ancak bahsi geçen Yargıtay kararları, İstanbul 12. Tüketici Mahkemesince benimsenmemiştir. Buna gerekçe olarak da haksız rekabete ilişkin düzenlemelerin yer aldığı Türk Ticaret Kanunu’nun ve Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un, 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’dan sonra yürürlüğe girdiği ve haksız rekabetin yeni haliyle düzenlendiği; 4054 Sayılı Kanun’un ise, daha ziyade rekabetin korunmasına ilişkin idarenin görevlerini açıkladığı gösterilmiştir. Bu kapsamda haksız rekabetin tespitinin adli yargıda açılacak bir davada da incelenebileceğine ve rekabetin ihlal edildiğine ilişkin karar verilmesi halinde, idari yaptırımların uygulanması için Rekabet Kurumu’na bilgi verilebileceğine vurgu yapılmıştır.

Diğer taraftan İstanbul 12. Tüketici Mahkemesi’nce, Kurul kararına karşı idari yargıda devam eden iptal davasının, tüketicilerin mağduriyetleri dikkate alınarak ve “gecikmiş adalet, adalet değildir” ilkesi kapsamında bekletici mesele yapılmadığı açıklanmıştır.

  • Tüketici Mahkemesi Görevlidir:

Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 62. maddesinde belirtilen haksız rekabetten etkilenecek kişilerin tüketiciler olduğu; Türk Ticaret Kanunu’nun 56/2. maddesi gereğince haksız rekabet davasını tüketicilerin de açabileceğini belirtmesi; ayrıca rekabet uygulamalarından en çok yararlanan ve rekabetin ihlal edilmesi durumunda da en çok zarar gören kesimin tüketiciler olması; rekabet hukukunun sosyal bakımdan incelenmesinde, rekabet yasalarının asıl işlevlerinin tüketicileri korumak olduğu hususuna işaret edilmiş olması kapsamında Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 83. maddesinin devreye gireceği ve bu doğrultuda da tüketici mahkemesinin görevli olduğuna değinilmiştir.

  • Davalı Bankanın zamanaşımı iddiası yerinde değildir.

İstanbul 12. Tüketici Mahkemesi’nce zamanaşımının başlangıcı açısından, Davacının dava açma hakkı olduğunu öğrendiği tarihin kabul edileceğine karar verilmiştir. Davalı Vakıfbank’ın, Rekabet Kurumu kararının internet sitesi üzerinden kamuoyuna duyurulmasının ve kamuoyunda kararın konuşulmaya başlamasının tebliğ yerine geçeceğine ilişkin savunmaları da Davacının medyayı veya Rekabet Kurumu’nun internet sitesini takip zorunluluğu bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

  • Rekabet Kurumu Kararının İncelenmesi:

Her ne kadar, İstanbul 12. Tüketici Mahkemesi’nce Rekabet Kurumu kararının kesinleşmesinin bekletici mesele yapılmayacağına karar verilmiş ise de; söz konusu Kurum kararında bulunan maddi bulgular ve bu bulgulara dayalı değerlendirmelerin önemli olduğuna vurgu yapılmış ve karar esas alınmıştır.

İncelenen rapor kapsamında, 5 büyük banka yöneticisinin bir araya gelerek ortak hareket etme konusunda karar aldıkları, sonrasında diğer 7 bankanın da görüşmelere katıldığı; yapılan görüşmeler neticesinde bahsi geçen 12 bankanın birbirleriyle uyumlu olarak faiz oranlarını belirlemiş ve benzer uygulamalara gitmiş olduklarını; hatta banka müşterilerine gönderilen kısa mesaj ücretlerinden dahi kazanç sağlamak amacıyla bu ücretlerin tespiti konusunda ortak karar gereği ücretlerin yükseltilmesi hususunda ortak uygulamalar yaptıklarının tespit edildiğine değinilmektedir.

Tüketici Mahkemesi kararında ayrıca, piyasa şartlarına göre enflasyon, dövizdeki hareketler ve ekonomik krizler ışığında faizlerin belirlendiği; ekonominin gereği olarak bankaların belirlediği faiz oranlarına ve ücret kararlarına müdahale edilemeyeceği, ancak açılan davada ileri sürülen hususların, ekonominin gereklerine göre yapılan anlaşmalar, uygulamalar değil, piyasanın %92 sine hakim olan Davalı Vakıfbank’ın da aralarında bulunduğu 12 bankanın, ekonomik verileri de doğrudan doğruya etkiledikleri ve değiştirecek büyüklükte oldukları ve piyasaya hakim bu bankaların bir araya gelerek rekabeti bozucu anlaşmaları, kartel seviyesine ulaşmasa dahi, uyumlu eylemleriolduğu belirtilmiştir.

Diğer taraftan yine mahkeme kararında,

aslolan rekabetin hiç bir şekilde bozulmaması gereğidir. Rekabet bozulduktan sonra bunun sadece belirli ürünlere ilişkin olup olmaması değil, önemli olan güven kurumu olan bankalara olan güvenin zedelenmesi sorunudur. Zira bankalar, beş ortaklı anonim şirketler olmayıp özel izinle kurulan şirketlerdir. Kanun koyucu bankacılık ile ilgili faaliyetleri düzenlerken, tefeciliği suç saymış ve bankalarında buna bağlı olarak dürüstlük içerisinde davranmalarını istemiştir.”

Denilmekle, bankaların birer güven kuruluşu olduğuna vurgu yapılmıştır.

  • Sebep-Sonuç ilişkisi(İlliyet Bağı):

İstanbul 12. Tüketici Mahkemesi’nce Davacının zararı bilirkişi raporu ile tespit edilmiştir. Diğer taraftan Rekabet Kurumu kararı kapsamındaki tespitler değerlendirmeye alınarak, Davalı Vakıfbank’ın da aralarında bulunduğu 12 bankanın bir araya gelerek rekabeti bozucu anlaşmayı yaptıkları, bu şekilde haksız fiil olan eylemi gerçekleştirdikleri, davalı bankanın bu anlaşmaya uyarak davacıya normalde uygulayabileceği faiz oranından daha fazla faiz uyguladığı da mahkemenin tespitleri arasındadır.

Mahkeme kararında,

Davalı banka rekabeti bozucu anlaşmaya uyarak fazla faiz talep etmese idi, davacı da bu zarara uğramayacaktı. Yapılan uygulama ile oluşan zarar arasında illiyet bağı olduğu açıktır

Denilerek, sebep-sonuç ilişkisi de açıklanmıştır.

  • Zarara ilişkin faiz hususu:

İstanbul 12. Tüketici Mahkemesi’nce davaya konu olay haksız fiil olarak kabul edilmiş olup; Davalı Bankanın temerrüdü yönünden ihtar şartı olmadığına değinilmiştir. Mahkemece alınan rapor kapsamında yapılan hesaplamaya ilişkin olarak, Davalı tarafından fazladan ödenen faiz üzerinden faiz hesaplaması yapılmış ve dava tarihine kadar işlemiş olan faizin de Davacının zararına eklenmesi gerektiğine karar verilmiştir.

Açıklamak gerekirse, normalde Davacının zararı, yalnızca fazladan ödemek zorunda olduğu faizdir. Bu tutara “X” diyelim. Davacı tarafça fazla ödenen faizin kredinin kullanıldığı tarihten itibaren işleyecek avans faizi ile Davalıdan tahsili istenilmiştir. Yani X tutarına kredinin kullanıldığı tarihten itibaren işleyecek avans faizi söz konusu olup, bu tutara da “Y” diyelim. Bu kapsamda, X asıl alacak ve Y asıl alacağa tahsil tarihine kadar uygulanacak faiz tutarıdır. Ancak Mahkemece, X ile, dava tarihine söz konusu olacak Y’nin toplamının, Davacının zararı olduğuna hükmedilmiştir.

Mahkeme, Davacının zararının bu şekilde hesaplanmış olmasının, bankacılık sektörünün faiz uygulamaları temelli olması kapsamında daha adil olduğuna hükmetmiştir.

Dava tarihine kadar işlemiş faizin de zarar olarak kabul edilmesinin sonuçları, bir sonraki paragrafta yer alan tazminat açısından önemlidir.

  • Üç kat tazminat hususu:

Bahsi geçen tazminat hususu, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 58. maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır:

Zararın Tazmini

            Madde 58 – Rekabetin engellenmesi, bozulması veya kısıtlanması sonucu bundan zarar görenler, ödedikleri bedelle, rekabet sınırlanmasaydı ödemekte olacakları bedel arasındaki farkı zarar olarak talep edebilirler. Rekabetin sınırlanmasından etkilenen rakip teşebbüsler, bütün zararlarının tazminini rekabeti sınırlayan teşebbüs ya da teşebbüslerden talep edebilir. Zararın belirlenmesinde, zarar gören teşebbüslerin elde etmeyi umdukları bütün karlar, geçmiş yıllara ait bilançolar da dikkate alınarak hesaplanır.

            Ortaya çıkan zarar, tarafların anlaşması ya da kararı veya ağır ihmalinin olduğu hallerden kaynaklanmaktaysa, hakim, zarar görenlerin talebi üzerine, uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel olan karların üç katı oranında tazminata hükmedebilir.

İstanbul 12. Tüketici Mahkemesi’nce de söz konusu madde kapsamında tazminata hükmedilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu doğrultuda,

Madde metni dikkate alınarak davalı tarafın elde ettiği karlar yerine, en azından davacı tüketicinin uğradığı maddi zarar yönünden lehine tazminata hükmetmek gerektiği, ekonomik bir yaptırım uygulanmaması halinde, rekabet ihlalinin yaptırımsız bırakılmasının, rekabet ihlallerinin tekrarına neden olabileceği değerlendirilerek tazminata karar verilmesinin uygun olacağı kanaatine varılmıştır. Ancak tazminat oranının belirlenmesinde VUK vergi dairelerinin ilk ihlalde bir kat mükerrer ihlalde üç kat olarak ceza uygulaması gibi, yine rekabet hukukunun doğum yeri olan ABD de uygulanan haksız rekabet uygulamalarındaki izlenen yol dikkate alınarak, bankaların bilinen bu ilk ihlalleri yönünden, ekonomideki önemleri de gözetilerek zararın bir katı oranında tazminata hükmedilmesinin yerinde olacağı kanaatine varılmıştır.Banka yöneticilerinin hatalı uygulamaları nedeniyle bu uygulamalarda etkisi bulunmayan banka ortaklarının aşırı zarar görmelerinin de önüne geçilmeye çalışılmıştır.

Denilmekle, uğranılan zararın bir katı oranında tazminatın uygun olacağına karar verilmiştir.

SONUÇ:

İstanbul 12. Tüketici Mahkemesi’nin vermiş olduğu karar, detaylı bir incelemenin sonucu ve güçlü hukuki dayanaklara sahip bir karar olarak karşımıza çıkmıştır. 12 banka tarafından alınan ortak hareket ve centilmenlik anlaşmaları kapsamında ortaya çıkan rekabeti bozucu nitelikteki eylemlerin tüketici hukukuna uyarlanmasına iyi bir örnek olmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir